İdare Hukukunda İhmali Davranış (Omission) ve Kolluk Hizmetlerinde Hizmet Kusuru: Üçüncü Kişi Fiilleri İlliyet Bağını Keser mi?
Giriş
Hukuk devletinin en temel sütunlarından biri, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları tazminle yükümlü olmasıdır (Anayasa m. 125). Ancak idarenin sorumluluğu her zaman aktif bir “eylem” (icra) ile doğmaz. Çoğu zaman idarenin yapması gereken bir hareketi yapmaması, yani hukuk literatüründeki karşılığıyla “omission” (ihmali davranış), ağır hizmet kusurlarına ve telafisi güç zararlara yol açmaktadır. Özellikle asayişin sağlanması ve mülkiyet hakkının korunması gibi “kolluk hizmetlerinde”, idarenin hareketsiz kalması, üçüncü kişilerin suç teşkil eden eylemleriyle birleştiğinde sorumluluğun kime ait olduğu tartışması hukuki bir düğüm noktası oluşturmaktadır.
1. Kavramsal Çerçeve: İdare Hukukunda Omission (İhmal)
İdare hukukunda ihmal, idarenin mevzuatla kendisine yüklenen bir görevi hiç yerine getirmemesi veya gereği gibi yerine getirmemesi durumudur. Bu durum, hizmetin “hiç işlememesi” veya “kötü işlemesi” şeklinde tezahür eder. İhmali bir davranışın hizmet kusuru sayılabilmesi için;
- İdarenin o konuda yasal bir görev ve yetkisinin bulunması,
- İdarenin somut olayda müdahale imkanının (personel, araç, zaman) olması,
- Hareketsizliğin bir zarara yol açması gerekir.
2. Kolluk Hizmetlerinde “Garantörlük” ve Müdahale Yükümlülüğü
Kolluk birimleri, kamu düzenini koruma konusunda bir nevi “garantör” konumundadır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) m. 1 ve 2, polise halkın can ve mal emniyetini koruma görevini açıkça yüklemiştir.
Madde 1 – Polis, asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder.
Madde 2 – Polisin genel emniyetle ilgili görevleri iki kısımdır.
A) Kanunlara… uygun olmıyan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak,
B) İşlenmiş olan bir suç hakkında… kanunlarda yazılı görevleri yapmak.
Bu yasal düzenlemeler ışığında, idarenin “yağma” gibi suç teşkil eden eylemleri önleme yükümlülüğü genel bir ödevden öte, somut bir hukuki zorunluluktur.
3. Üçüncü Kişi Fiilleri ve İlliyet Bağı Tartışması
İdareler, savunmalarında genellikle zararın “üçüncü kişilerin (yağmacıların) suç teşkil eden eylemlerinden” kaynaklandığını, bu durumun illiyet bağını kestiğini ileri sürerler. Ancak modern idare hukuku doktrini ve Danıştay içtihatları bu savunmayı her zaman kabul etmez.
İlliyet Bağının Yeniden Kurulması: Eğer idare, bir suçun işleneceğini biliyorsa veya kendisine ihbar edilmişse, artık o suçun işlenmesi “beklenmedik bir olay” değildir. İdarenin bu noktadaki hareketsizliği (omission), üçüncü kişinin fiilinin gerçekleşmesine zemin hazırlamış veya onu kolaylaştırmıştır. Bu durumda illiyet bağı, doğrudan idarenin ihmali ile zarar arasında kurulur.
Kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekmektedir. Ancak, zararın zarar gören kişinin veya üçüncü kişinin eyleminden doğması… gibi durumlarda idarenin tazmin yükümlülüğü ortadan kalkar.
Not: Yukarıdaki kararda belirtilen “üçüncü kişinin eylemi” istisnası, idarenin önleme yükümlülüğünün bulunmadığı veya müdahale imkanının imkansız olduğu durumlar için geçerlidir. İhbar edilmiş bir yağma olayında idarenin hareketsiz kalması, bu istisnayı bertaraf eden bir hizmet kusurudur.
4. Hizmet Kusurunun Tespiti: İhbarın Önemi
Yargı kararlarında hizmet kusurunun tespiti için “öngörülebilirlik” ve “önlenebilirlik” kriterlerine bakılır.
- İhbar: İdarenin olaydan haberdar edilmesi, zararı “öngörülebilir” kılar.
- Hareketsizlik: İhbarın ardından makul sürede müdahale edilmemesi, zararı “önlenebilir” olmaktan çıkarıp gerçekleşmiş bir zarara dönüştürür.
Bu iki unsur birleştiğinde, idarenin sorumluluğu “kusursuz sorumluluk”tan ziyade, daha ağır bir yaptırım gerektiren “hizmet kusuru” esasına dayanır.
Sonuç
İdare, toplumun can ve mal güvenliğini sağlamakla görevli yegane güçtür. Yağmacıların suç işlemesi, idarenin bu suçu önleme konusundaki zafiyetini haklı çıkarmaz. Aksine, ihbar edilmiş bir saldırıya karşı sessiz kalmak, kamu hizmetinin ifasında kabul edilemez bir boşluk (omission) yaratır. Bu nedenle, üçüncü kişilerin fiilleriyle oluşan zararlarda idarenin sorumluluğuna gidilirken, odak noktası saldırganın kimliği değil, idarenin o saldırıyı durdurma konusundaki yasal ödevini yerine getirip getirmediği olmalıdır.
